Ergenlik ve Depresyon

Ergenlikte depresyon oldukça sık gördüğümüz ve ciddiyetle ele alınması gereken bir sorundur. Ergenlik döneminde normalde görülen bazı davranışlar depresyonda da görüldüğünden depresyonun varlığı sıklıkla atlanabilmektedir. Bu nedenle ebeveynler açısından ergenle iletişimin koparılmaması ve sağlıklı bir şekilde sürdürülebilmesi olası sıkıntılı durumların atlanmaması açısından çok önemlidir.

Ergenlik nasıl bir dönemdir? Ergenlik aslında hızlı bir değişim dönemidir. Ergen fiziksel olarak hızlı bir gelişim içerisindedir. Bu dönemde duyguları inişli çıkışlıdır. Bazen kendisi bile kendisini tanımakta zorlanabilmektedir. Sosyal hayat çok önemsenir. Soyut düşünce gelişmektedir. Dini, ahlaki, politik konular ilgisini çeker. Aile ikinci planda kalır, arkadaşlıklar onun için çok daha önemlidir. Anne babayla çatışmalar başlamıştır. Kendi kimliğini ortaya koyma çabası içerisindedir. Her şeye çabuk sinirlenir. Evde odasında özel vakit geçirmeyi tercih etmeye başlar. Dış görünüş çok önemsenir. Tüm bu özellikleriyle ergenlik zaten her zaman kolay bir süreç olmamaktadır.

Ancak yukarıdaki görünüm ergenin ailesiyle iletişimini ciddi anlamda bozuyor hatta engelliyorsa, öfke patlamaları varsa, şiddet eğilimi gösteriyorsa, ders başarısı düşmüşse, çok fazla içine kapandıysa veya evden uzaklaşmışsa, intihar düşünceleri varsa, sık sık ağlıyorsa, uyku ve iştahında değişiklikler varsa, mutsuz görünüyorsa, bilgisayara çok düşkünse depresyon akla gelmelidir. Depresyon tedavi edilmezse kronikleşebilir, kişilik gelişimi olumsuz etkilenebilir.

Çocuk ve Genç
Psikolojik Danışmanlık ve Psikiyatri Merkezi
Ergenlik ve Depresyon

Ergenlik Döneminde Aile İçi İletişim

İletişim, iki insanın birbirlerini fark ettiği an (sözlü ya da sözsüz) başlar ve karşılıklı bir mesaj alışverişi söz konusudur. Aynı zamanda bu mesajlar bilinçli ya da bilinçsiz olarak beden diline yansır. Tek yönlü aktarım söz konusuysa yani bir kişi konuşuyor, diğeri cevap vermiyorsa bu tek yönlü iletişim, eğer karşılıklı bir aktarımsa da çift yönlü iletişimdir. Tek yönlü iletişim ile sağlıklı bir ilişki kurulamaz. Anne-baba, öğretmen ya da herhangi bir yetişkin, ergenle iletişim kurduğunu sanırken aslında çatışmaya neden olmaktadır. Ergenlik döneminin gelmesiyle ilişkinin yapısı ve niteliği bakımından değişiklikler görülür, iletişim şekli değişir. Bu dönemde ergenler kendi özgünlüklerini, birer birey olduklarını kanıtlamak isterler. Ergenlik dönemindeki ergenlerin daha çok bağımsız olmaya, daha çok sorumluluk almaya, hayatlarını etkileyecek konularda söz sahibi olmaya ve karar vermeye, dolayısıyla hayatlarının kontrolünü ele almaya ihtiyaçları vardır ve ergen bunu yapmaya hazırdır. Çocukluk döneminde alınmış kurallar artık geçerliliğini kaybeder, ergenlik döneminin ihtiyaçlarına göre yeniden düzenlenmesi gerekir. Anne-babaların bu süreçte ergen’i iyi tanımaları, nasıl konuşması ve dinlemesi gerektiğini öğrenmeleri çok önemlidir. Doğru iletişim ergenleri olgunlaştırır ve hayata hazırlar. Ergenlik sırasında fiziksel ve ruhsal gelişimin sonunda değişim de beraberinde gelecek, doğru iletişim kurmayı bilen sağlıklı nesiller yetişecektir.

İletişimin temel öğeleri etkin dinleme ve dili doğru kullanmaktır. Etkin dinleme ile olaylara onların bakış açısından bakıp, neler hissettiklerini anlayabilmek, ergen’in söyledikleri kadar söylemediklerini de duymak, beden dilini doğru okumak, diğer bir değişle, verdiği tüm sözlü ve sözsüz mesajları algılayabilmek gerekir. Sessizce, bölmeden dinlemek, ergen’e hem anlaşıldığının hem de kabullenildiğinin mesajını verir.

Arada bir "Sen bu konuda neler düşünüyorsun?", "Sence bunun sebepleri neler olabilir?" gibi açık uçlu sorular, düşündürmeye yönlendirir ve ergen’in düşüncelerini açığa çıkarır. Bununla birlikte, "…'mı demek istedin?" gibi tekrarlayıcı cümleler anlaşıldığının mesajını verirken, aynı zamanda sizinde doğru anlayıp anlamadığınızı teyit etmenize yardımcı olur.

Kısaca etkin dinleme;
Ergenlik dönemindeki ergen’in duygularının kabulünü sağlar,
Ergenlik dönemindeki ergen’in duygularını ifade etmesine yardımcı olur,
• Yetişkinlerle ergenler arasında güvene dayalı, sıcak ilişkiler kurulmasını sağlar,
• Bireylerin farkındalıklarını arttırır,
• Sorunların çözülmesine yardımcı olur.

Ergenlik süresince iletişimin bir diğer önemli temel öğesi dili doğru kullanmaktır. "Sen dili" yerine "Ben dili" mesajını kullanmak, iletişimi güçlendirir. "Sen dili" mesajı, kızgınlık, hoşnutsuzluk ifadesidir, suçlayıcı bir yaklaşımdır.

"Sen dili" mesajı olarak genellikle kullanılan, "Beni her zaman çok üzüyorsun", "Sen ne laf anlamaz çocuksun", "Neden hiç dikkat etmiyorsun?", "Aptal mısın ki anlamıyorsun?" gibi söylemlere sıklıkla rastlanmaktadır. Bu tür söylemler direkt karşı tarafı hedef alır ve onları savunmaya geçirir, böylece çatışmanın temel yapısı oluşmaya başlar.

"Ben dili" mesajı ise, adından anlaşılacağı gibi, ergen'i suçlamadan anne-baba'nın kendi duygu ve düşüncelerini ifade edebilme yoludur. Ben dili ile duygu ve davranışlar anında iletildiği için, ergen daha rahat olmaktadır. "Benimle bu şekilde konuşman beni rahatsız ediyor", "Bu davranışın beni çok üzdü" gibi söylemlerle "ben rahatsız oluyorum" mesajını vermek daha doğru olacaktır.

Çocuk ve Genç
Psikolojik Danışmanlık ve Psikiyatri Merkezi
Ergenlik Döneminde Aile İçi İletişim


Ergenlik Döneminde Arkadaşlık İlişkileri

Çocuklarımız büyüyor, çocukluk dönemini bitirip, ilk erişkinlik dönemi olan ergenlik dönemine adımlarını atıyorlar. Bu dönemde ergenlerin fiziksel, zihinsel, ruhsal gelişimleri için farklı istek ve ihtiyaçlarının karşılanması gerekiyor. Ergenlikte en büyük ihtiyaçlarından biri de sosyal ilişkiler kurabilmek. Yaşam boyunca insanlar birbirleriyle ilişki içerisinde olmak zorundalar. İlk iletişimin ailede başladığını düşünürsek, elbette ki oyun çağında başlayan, aile dışındaki sosyal ilişkiler ergenlikte de devam eder, ancak oyun çağından farklı olarak ergenlik çağında gençlerin ilgileri anne-babalarından arkadaşlarına yönelir ve arkadaşlık ilişkileri daha bir önem kazanır. Bu da ergenlik dönemindeki ergenler için normal, sosyal bir ihtiyaç ve yetişkinliğe hazırlıktır. Dolayısıyla bu dönemde uygun arkadaş seçimleri yapabilme, hem kendi cinsiyetinden hem de karşı cinsiyetten yaşıtlarıyla iletişim kurabilme becerisinin edinilmesi gerekir. Eğer ergenlik döneminde yaşıtlarıyla iletişim kuramıyorsa, davranışlarına bakılmalı, geliştirilmesi gereken yönlerine odaklanılmalıdır


Arkadaşlıkların ergenlik dönemindeki yararları, sosyal dengeyi sağlamak, arkadaş grubu içinde kabul görmek, kendisini ve diğerlerini anlayabilmek, iletişim kurmayı öğrenmek, görüş açılarını genişletmek, karşı cinsi anlayabilmek ve takdir edebilmektir. Bununla birlikte, aile içindeki baskılardan kurtulmak ve kendilerini ifade edebileceği başka ortamlara ihtiyaç duymak, aile içinde yeteri kadar iletişim kurulmadığı için sevgi ve ilgi ihtiyacını karşılayamamak, sürekli karşı cinsten ya da yaşından küçüklerle iletişim kuruyorsa, cinsel veya sosyal kimlik konusunda birtakım sorunlara sahip olmak gibi sebeplerden dolayı ergenlerin yaşıtlarıyla doğru iletişim kuramadığı ya da yanlış seçimler yaptığı da gözlenmektedir. Ergenlik dönemindeki ergen için, doğru iletişim kuramama ve yanlış seçimlerin olumsuz sonuçları ile okul ve aile ortamından kopmalar, madde ve alkol kullanımı, çeteleşme, erken evlilikler gibi istenmeyen durumlarla karşılaşılmaktadır. Bunun için anne-babaların dikkatli olması gereken birkaç husus vardır.

Ergenlik Döneminde Sağlıklı İletişim İçin Anne-Babalara Öneriler:

• İletişim ailede başlar. Ne kadar sağlıklı iletişim kuruluyorsa o kadar sağlıklı ilişkiler geliştirilecektir. Dolayısıyla ergenle iletişim kurarken “ Ben senin yaşındayken …” ile başlayan cümleler kurmak ya da işaret parmağını sallayarak emir cümleleri kullanmak yerine karşılıklı konuşup, anlaşmak güvene dayalı bir ilişki oluşturmanın ilk adımıdır.
• Ergenlik döneminde çocuğunuzun da bir yetişkin birey olma yolunda ilerlediğini unutmayın. Dolayısıyla önceki kuralların işe yaramayacağını kabullenin ve birlikte anlaşarak, yeniden düzenleyin
Ergenlik dönemindeki ergenle arkadaş olmayın. Ne kadar karşı çıksalar da onların bir anne-babaya ihtiyaçları var.
Ergenlik döneminde kendilerine ait özel, bağımsız alanları olsun isterler. Bununla birlikte onların güvenliği de her şeyden önemlidir. Arkadaşlarıyla tanışın, aileleriyle ilgili bilgi sahibi olun, telefon numaralarını bilin.
• Ergenlik dönemindeki ergen aynı zamanda karşı cins’e de ilgi göstermeye başlayacaktır. Flört ettiği kız/ erkek arkadaşlarıyla da tanışın.
• Ergenlik süresince gittiği, takıldıkları yerleri bilin. Bir arkadaş grubuyla birlikte bir yere gidiyorsa saatini, yerini, hangi arkadaşlarıyla gideceğini öğrenin.
• Sürekli arkadaşlarını eleştirmeyin, kınamayın, kötülemeyin. Hoşlanmadığınız arkadaşları varsa uygun bir dille neden hoşlanmadığınızı anlatın.
• Arkadaşlarının yanında ona çocuk gibi davranmayın, azarlamayın ve utandırmayın.
• Enerjisini spor, sanat gibi faaliyetlere yönlendirmeleri için teşvik edin.
• Ergenlik süresince onların özel alanlarına, özel eşyalarına saygılı olun. Unutmayın, anne-babasına güvenen ergenler, paylaşmaktan çekinmeyecektir.


Çocuk ve Genç
Psikolojik Danışmanlık ve Psikiyatri Merkezi
Ergenlik Döneminde Arkadaşlık İlişkileri

Sınav Kaygısı

Kaygı, korkuya benzeyen ancak kaynağının belirsizliği, süresi ve yoğunluğu bakımından korku halinden farklı bir durumdur. Kaygı duyan kişi bunu korkmak, endişe duymak, huzursuz olmak gibi kavramlarla ifade eder. Kaygı nahoş bir durum olarak algılansa da aslında tehlike anında biyolojik olarak bedeni uyaran, harekete geçiren evrensel ve normal bir histir. Herhangi bir tehlike olmadan duyulan kaygı ise normal kabul edilmez.

Kişi çoğunlukla duygusal ya da fiziksel baskı altındayken kaygı duyar. Kaygı durumunda nefes darlığı, terleme, baş ağrısı, yorgunluk gibi birtakım fiziksel belirtiler gözlenmektedir. Kaygıyla baş etme sürecinde amaç kaygıyı tamamen ortadan kaldırmak veya bastırmak değildir. Çünkü normal düzeyde bir kaygı, istek duyma, karar alma ve alınan karara göre harekete geçmeye yardımcı olur. Kaygıyla baş etme çalışmaları, kaygının gereğinden fazla yaşanmasına neden olan olumsuz düşünce ve inançlardan kurtulmayı ve sınav esnasında yaratacağı fiziksel yakınmaları azaltmayı, kişinin zihinsel performansının etkilemesini engellemeyi hedef almalıdır.



Sınav kaygısı yaşayan bir öğrenci sınav esnasında duyduğu yoğun kaygıdan dolayı bildiklerini etkili bir biçimde kullanamamaktadır. Sınav kaygısı sıklıkla sınavın başlaması ile yoğunluğunu arttırır, sınavın sonlanmasıyla etkisini kaybeder. Bu nedenle, birçok öğrenci, takıldığı sorunun cevabını sınav bittikten sonra hatırlar. Sınav kaygısının en önemli nedeni geleceğe yönelik düşünce ve inançlardır. “Bu sorular çok zor, yapamayacağım”, “ailem, öğretmenim hayal kırıklığına uğrayacak, rezil olacağım”, “ bu derste hiç iyi değilim”, “hiçbir şey anlamıyorum, tam bir aptalım”, “ sınavda yine gözüm kararacak, midem bulanacak ve terleyeceğim”, “yine hata yapacağım”, “böyle giderse bildiklerimi de unutacağım”, “Arkadaşlarımdan daha zayıf ve daha beceriksizim”, “sınıftaki herkes benden daha yüksek notlar alacak”, “ süre yetmeyecek ve soruları yetiştiremeyeceğim”, “eğer notlarımı yükseltemezsem okuldan atılacağım”, “okulu bitirip iş sahibi olamayacağım, başım belada” bu düşüncelerin en yaygın olanlarıdır. Bu tip düşünce ve inançlara sahip öğrencilerde soruları cevaplama sürecinde bildiklerini hatırlamada zorluk yaşanır. Bu öğrenciler, bir türlü dikkatlerini toplayamazlar, düşüncelerini düzenleyemezler, soruları okuyup anlamakta zorlanırlar. Her zaman aşırı uyanık halde kendilerini dinler ve gözlerler. Bu zihinsel süreçler birtakım fizyolojik ve duygusal belirtilere de sebep olur.

Bu fizyolojik ve duygusal belirtiler şunlardır:

• Ateş basması
• Bağırsak hareketlerinde düzensizlik, (ishal, kabız gibi)
• Baş dönmesi ve baş ağrısı,
• Baygınlık hissi,
• Beyni boşalmış gibi hissetme,
• Çarpıntılar,
• Düzensiz kalp atışları,
• Ellerde titreme,
• Gözlerde kararma,
• Karın ağrıları,
• Kasılmalar,
• Kas yorgunlukları,
• Mide ağrıları,
• Konsantrasyon da güçlük,
• Nefes almada güçlük,
• Terlemeler,
• Titremeler,
• Uyku düzensizlikleri,
• Uyuşmalar,
• Yeme alışkanlıklarında değişiklikler ve düzensizlikler,
• Gerginlik,
• Sinirlilik,
• Karamsarlık,
• Panik,
• Kontrolü kaybetme hissi,
• Çaresizlik,
• Güvensizlik,
• Heyecanlı olmaktır.

Bu zihinsel ve duygusal belirtilere sahip öğrencilerin çoğunlukla sınava girmekten kaçındıkları, okula/dershane ’ye gitmek istemedikleri, çoğunlukla ders çalışmayı bıraktıkları, erteledikleri, sınava girmedikleri ya da sınavı tamamlamadan bıraktıkları gözlenmektedir.

Ebeveynlere Öneriler:

• Yüksek beklentiler içinde olmaktan vazgeçin. Çocuğunuza ulaşamayacağı hedefler koymak onlar üzerinde baskı yaratacaktır.
• Diğer arkadaşlarıyla veya yaşıtlarıyla kıyaslamayın. Herkes farklıdır.
• Çocuklarınızın her problemini çözmeye, görevlerini, sorumluluklarını üstlenmeye çalışmayın.
• Kendi kaygılarınızla nasıl başa çıktığınızı onlara göstererek, model olun.
• Onu kaygılandıran konular hakkında açıkça konuşması için teşvik edin ve onları dikkatlice yargılamadan, sessizce dinleyin.
• Onlara ne yapmaları gerektiğini söylemek yerine kendi çözümlerini üretmeleri için düşünmeye yönlendirin.
• Sınavların onun kişiliğini değerlendirmediğini anlatın.
• Tüm çabalarınıza rağmen sonuç alamıyorsanız, evladınızın fikrini de alarak, bir profesyonelden yardım isteyin.


Öğrencilere Öneriler:


• Her zaman sınava önceden hazırlanın.
• Planlı ve programlı çalışmayı öğrenin.
• Beslenmenize ve uykunuza dikkat edin.
• Düşünce ve duygularınızı gözlemleyin, gerekirse not edin. Olumsuz düşüncelerini olumlularıyla değiştirin.
• Kendinizi başkalarıyla asla kıyaslamayın çünkü herkes farklıdır.
• Fizyolojik belirtilere dikkat edin ve gevşeme, nefes egzersizleri gibi yöntemleri deneyin.
• Kaygını bastırmaya, yok etmeye çalışmak yerine onu tanımaya ve kabul etmeye gayret gösterin.
• Kaygınızla başa çıkamıyorsanız, bir profesyonelden yardım istemekten çekinmeyin.

Çocuk ve Genç
Psikolojik Danışmanlık ve Psikiyatri Merkezi
Ergenlik Döneminde Sınav Kaygısı